Posts Tagged ‘deprem felaketi’

İstanbul Depremi

Aralık 28th, 2009 by admin | 2 Comments | Filed in Deprem

deprem

Halkın çoğunluğunun korku ve endişeyle, birçok bilim adamının heyecanla, memleketi yönetmekle görevli siyasilerin umursamaz tavırlarıyla beklenilen İstanbul Depremi; Kimine göre 30, kimine göre 20, bazılarına göre her an olabileceği konuşulan İstanbul depremine ne kadar hazırlıklıyız? Ve en önemlisi tarihteki İstanbul Depremleri bizlere ne gibi tecrübeler kazandırdı, yoksa hafızalarımızdan silindi mi?

Her an olabilecek bir deprem felaketi bekliyoruz ama sanki hiç deprem olmayacakmış gibi yaşıyoruz. Sanırım çok değişik sebeple ortaya konabilir bu konuda. Her şey den önce bilgi kirliliği var. Önüne gelene mikrofon uzatan basın ve görsel medya; reyting uğruna, deprem haberlerini bile kullanmaktan kaçınmıyor. Her kes deprem uzmanı kesilmiş, bir yerlerde konuşuyor. Ama hangi kimlikle, hangi deneyimle?

Siyasilerin bu ve benzeri konularda bilim adamlarını kullanma refleksi zayıf kalıyor. Ya da bilim adamlarının siyasilere güveni yok. Siyasiler işine geldiği noktada bilim adamlarının görüşü şöyle, işine gelmediği noktalarda ise bilim adamlarını koruma nezaketini gösterdikleri pek söylenemez. Tabii ki; bilim kişiliğini maddi çıkara çevirmek isteyenlerde yok değil. Türkiye’nin zaten bir deprem kuşağında olduğu bilinen bir gerçek. İstanbul depremi, 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi ve depremden sonra yaşanılan olaylar daha sık dile getiriliyor. Jeologlar, deprem mühendisleri, yerel yöneticiler, çeşitli sivil toplum örgütleri, bir araya gelerek çalışmalar yaptılar. Birtakım tedbirler alındı ama; yeterlimi? Sorusunun cevabı hayır olur sanırım.

istanbul-depremi1

Tedbir alması gereken hükümetler ve yerel yöneticiler. Ve en önemliside bilinçlendirilmiş bir toplum. Önemli olan deprem öncesi, deprem anında ve deprem sonrası ortaya çıkacak sonuçları iyi tespit edip, hazırlıkları bu yönde geliştirmek gerekir. Eski depremler incelendiğinde; İzmit yada çevresinde olan bir depremden 10-15 yıl sonra İstanbul depremi olmuştur. Kuzey Anadolu fay hattı çok  iyi incelenmesi gerekir. Tedbirler, deprem hemen olacakmış gibi alınmalıdır. Beklide İstanbul depremi hiç olmayabilir. Gerçektende Kuzey Anadolu fay hattı orta kesiminde bin kusur senedir hiç deprem olmamış. Deprem tarihçileri de bu konuda daha çok araştırma yapmalı.

kuzey-anadolu-fay-hatti

Deprem anında yapacak fazla bir şeyimiz olmaz ama depreme hazırlıklı isek en azından deprem sonrası neler yapılabileceği bilirsek, deprem afetinden en az yıkım ile kurtuluruz. Hastanelerimizi deprem anında sağlıklı hizmet verecek durumda tutarsak, ölenlerin arkasından Fatiha okusak da, yaralılarımıza daha iyi hizmet sunulabilir. Tabii ki, bunun için hastanelerimizi deprem sırasında yıkılmayan dayanıklı yapılar haline getirmemiz gerekiyor. Sonra okullarımız. Milyonlarca öğrencimizin eğitim gördüğü okullarımız çok sağlıklı yapılar olmalı. Bir toplum genç ve dinamik nesillerini kaybederse, geleceğini de kaybetmiş olur. Deprem sonrası psikolojik destek şarttır. Bunlar bir plan çerçevesinde uygulanabilmelidir. Marmara ve Düzce deprem sonrası bizlere gösterdi ki; küçük çocuklarımıza psikolojik destek verilmezse, yüzleri gülmüyor. Bu çocukları yedirip, içirip hatta eğlendirmek gerekir. Bunları yapabilecek teşkilatlarımız olmalı. Diyelim ki İstanbul depremi 50 sene sonra olacak. O zaman yapacağımız çok şey olur. Bu süre İstanbul’u adam etmeye yeter. İşin başında, depreme dayanamayan yapılar yıkılıp, yerlerine daha güçlüleri yapılmalıdır. Hatta bazı semtler yeniden inşa edilmelidir. Ata şehri örnek verebiliriz. Hem modernleşip hem de dayanıklı yapılarla depreme hazırlıklı olabiliriz.

istanbul-deprem

Tags: , , , ,

Gölcük Depreminin Ardından Geçen 10 Sene

Ağustos 16th, 2009 by admin | No Comments | Filed in Deprem

17 AĞUSTOS 1999 VE 17 AĞUSTOS 2009

Evet tam on sene oldu akıllardan çıkmayacak, unutulmayacak denilen anların yaşandığı günden. Peki aradan geçen bu on senede neler değişti Türkiye’de? Yada ne gibi önlemler alındı deprem için? Aradan geçen on yıldan sonra, aynı şiddetteki bir depreme hazır mıyız?

İlk olarak aradan geçen on senede teknolojideki ve günlük hayatımızdaki gelişimlerden birazcık bahsedelim. Mesela cep telefonları 1999 senesinde nasıldı, şimdi ise 3G ile devrim niteliğinde. Yani bu sektörde inanılmaz bir gelişim olmuş ve insanlık yararına, daha hızlı iletişim, görüntülü konuşma gibi özellikler eklemiş aradan geçen on sene. Yada 1999 model arabaları bir inceleyelim. Abs, AirBag gibi şuan sıradan olan özellikler o zamanlarda ancak lüks tabir edilen araçlarda bulunuyordu. Şimdilerde ise, aldığınız her arabada en az 4 airbag mevcut. Tabi bu örnekleri saymak konuyu uzatmaktan başka bir anlam ifade etmez. Kısacası şuna değinmek istiyorum. İnsan oğlunun sürekli olarak gelişen ve kendisini yenileyen bir yapısı var. Ancak bu yenilemeler insanlık için fayda sağlarken, asıl fayda hep çıkar kaygısı ve daha çok kazanma isteğinden doğmaktadır.

Ülkemizde ise bina yapımı için son deprem yönetmeliği 2007 senesinde devreye girdi. 99 senesinden sonra aradan geçen 8 koca sene, yapılan on binlerce bina! Peki şimdi bir daha deprem olsa ne olacak. 10 yıldır yaralarımızı sarabildik mi? Evet beklide çoğumuz unuttu, deprem ne olduğunu. Oysa on yıl önce bir çoğumuz deprem uzmanı idik öyle değil mi?

Ateş düştüğü yeri yakar. Bundan on sene önce tüm yakınlarını kaybeden herkese başsağlığı diliyoruz.

deprem

Deprem Gerçeği ve Depremzede Anısı adlı yazımızı okumak için Buraya Tıklayınız.

Tags: , , , , ,

Deprem Gerçeği ve Depremzede Anısı I

Temmuz 8th, 2009 by admin | 3 Comments | Filed in Deprem

Ateş Düştüğü Yeri Yakar

Deprem deyince 1999 yılını hatırlamamak mümkün değil. 17 ağustos 1999. Saat 02:00.

O gün İstanbul’dan, tatil beldesi olan Akçay’a otobüs yolculuğum olmuştu.16 ağustos bitmiş 1deprem27 ağustosun ilk saatleri. Yazlık evin balkonunda ailece sohbet ediyorduk. Birden sallanmaya başladık. Sanki balkon gidip geliyordu. “DEPREM” diyebildim sadece. Herkesin dili tutulmuştu. Sokakta koşuşan insanların deprem oluyor çığlıkları hala kulaklarımda. Deprem bitti. Ama herkesin yüzü buz kesmişti. Daha öncede küçük depremler yaşamıştım, ama bu farklıydı. Nerde oldu acaba sorularının arasında, televizyonu açmak aklımıza geldi. Bütün haber kanalları normal yayın akışını kesmiş deprem haberlerini vermeye çalışıyorlardı. Kısa süre sonra depremin gölcük merkezli olduğu, çok geniş bir alanı kapladığı, ama ulaşım sağlanamadığı yayınları yapılıyordu.

Sanki nefes almadan, hayretler içerisinde seyrediyorduk canlı yayınları. Eşim; Adapazarı, İzmit, Yalova civarındaki yaşayan aile dostlarına ulaşmaya çalışıyordu. Ama ulaşım sağlanamıyordu. Saatler ilerledikçe depremin etkileri tahminimizden çok fazla olduğu anlaşılıyordu. ilk görüntüler televizyon kanalların da naklen yayınlanırken, sanki kıyamet olmuş hissine kapılmıştım.

Elimizden gelen sadece dua idi. Saatler sonra Adapazarı’nda oturan hala oğlumun sesini duyabildik. Ağlamaktan konuşamıyordu… Biz ise; yolların kapalı olduğundan yola çıkamadık. Deprem haber ve görüntüleri bütün ülkeyi yasa boğmuştu. Devlet birimleri hazırlıksız yakalanmış, gerekli koordine sağlanamıyor görüntüsü veriyordu. Göçük altında kalanları kurtarma çalışmalarını ancak televizyondan seyrediyor; gücümüz ise, dua oluyordu.

Birinci günü, öğleye doğru Akçay kordonuna çıktım. Herkes deprem konuşuyordu. Ama bir taraftan da hayat devam ediyordu. İnsanlar denize giriyor, güneşleniyor. Herkesin ağzında deprem. Herkes deprem uzmanı olmuştu. Şöyle tedbir almak lazım, şunları yapmak lazım. Müteahhitler suçlu, devlet suçlu, ama kimse hatayı önce kendinde aramıyordu…

İkinci günü, artık televizyon kanalları yüzyılın depremi olduğu, çok uzun bir fay hattının kırıldığını söylüyor ve enkaz görüntülerini veriyorlardı. Bir şey yapamamak, elden bir şey gelmemesi insanı daha da kötü ediyordu. Enkaz altından kurtuluş haberleri insanlara sevinç çığlıkları attırıyordu.

Üçüncü günü, dayanamayıp yola çıktık ailece. Bursa üzerinden Yalova’ya geldik. “Aman Allah’ım bu ne böyle! Buralarda gerçekten kıyamet kopmuş dedik.” Gördüklerimiz bizi dehşete düşürüyordu. Tv ekranlarında gördüklerimizden bin kat daha fazla etkilenmiştik. Şükrediyorduk. Enkazın altında bizde olabilirdik. Kurtarma ekipleri ve devletin var gücüyle yaptığı çalışmaları izleyerek Gölcük’e ulaştık. Bunlar anlatılamazdı. Allah’ım bir daha yaşatma diye dua ediyorduk ailece.

Arabada eşim, oğlum, kızım ve ben dört kişiydik. İzmit’teki yeğenime ulaşamadan Adapazarı’na devam ettik. Hala oğlumu bulduk, kucaklaştık. Gözyaşları içinde dinliyorduk. Çaresizlik kahrediyordu. Yaşadıklarını onlardan dinledik, çok farklı… Her deprem lafında sanki tekrar yaşıyorlardı. Psikolojileri bozuktu. Akçay’la burası çok farklıydı. Televizyondan seyretmekle depremin anlaşılmayacağını görüyorduk…

Yaşadığımız kent Bolu’da depremi hissetmişti ama Adapazarı gördükten sonra Bolu’da hiçbir şey yoktu. Bur da sürekli televizyondan deprem haberleri ve yorumları dinliyor, bir taraftan da hayatın devam ettiğini görüyordum. Yardım çalışmalarını destekliyor. Bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Bazı arkadaşlar evlerini sigorta yaptırıyor, ben ise onlara kızıyordum. “Herkes can derdinde sizler mal derdinde’’ diye. Aslında mantıklı düşündüğümüzde yanlış değil. Toplum olarak yapmamız gerekenleri yapmayıp, herhangi bir olay karşısında ‘’nerde bu Devlet’’ diye feryat ediyoruz. Devlet ne yapsın? Hangi birine yetişsin. Bizler üzerimize düşeni zamanında yapsak, sonuçlar bu kadar ağır olmaz sanırım…

Arada sırada ufak sarsıntılar oluyor. Fakat bunların gölcük depreminin artçı depremleri olduğunu ve bunların gayet normal olduğu deprem-ve-depremzedeerhaberlerini televizyondan dinliyorduk. Genelden bayanlar panik havasına meyilli oluyor, en ufak sarsıntıda dışarı fırlamak istiyorlar ama ben onları yatıştırmaya çalışıyordum. Bazen bir söylenti yayılıyor “bilmem kim bilim adamı şu televizyon da açıklamış. Şu gün çok büyük deprem olacakmış.” Ama bu felaketi devlet erkanı duyulsun istemiyormuş. Nedeni ise, panik olur diye. Öğrencilerimiz ise gençliğin verdiği enerji ile yeni deprem senaryoları üretim gülebiliyorlar. Bu arada matematik öğretmeni olduğumu yazmadım. Öğrencilerime deprem sırasında panik yapmamaları evin hangi köşesine nasıl saklanıp korunabileceklerini anlatıyordum. Akşamları ve hafta sonları da ÖSS hazırlık öğrencilerim oluyordu.

Yine deprem söylentilerinin dolaştığı 11 kasım akşamı kız öğrencime ders anlatırken sallanmaya başladık. Öğrencim çok korttu. Avizeler birbirine vuruyordu.! 1 sn kadar sürdü sanırım. Öğrencimi sakinleştiriyor, bunların normal olduğunu söylüyordum. Artık depremin şiddetini tahmin edebiliyorduk. 5 şiddetinde idi. Çünkü olan artçı depremler sayesinde, hepimiz birer canlı rasathaneye dönüşmüştük. Her depremi ölçebiliyorduk. Deprem şiddetlerine internetten veya teleteksten baktığımızda ise; tahminlerimizin üç aşağıya, beş yukarıya doğru olduğunu görüyorduk. Dedim ya bu bölgelerde yaşayan herkes, hem deprem profesörü, hem de canlı rasathane idi!

Devamını okumak için; Deprem Gerçeği ve Depremzede Anısı II

deprem-ve-depremzede

Tags: , , , , , , ,

Deprem Gerçeği ve Depremzede Anısı II

Temmuz 8th, 2009 by admin | 4 Comments | Filed in Deprem

Ve 12 kasım 1999

Gündüz okul derslerimden sonra, öğretmenler lokaline uğradım. Akşam yine aynı saatlerde özel ödepremzedeğrencim olacaktı. Kapıya yakın bir masada arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Aman Allah’ım birden büyük bir patlamaya benzer bir ses ve elektrik kesilmesi ile kendimi nasıl oldu bilmiyorum kapının önünde buldum. İlk önce tüp patlaması sandım. Deprem ,deprem çığlıkları ile ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Karşımdaki binanın çok büyük bir gürültüyle yıkılmasını adeta seyrettim. Dilim tutulmuştu. Çok korkuyordum. Sanırım kıyamet dedikleri şey buydu. Şahadet getirmeye başladım. Bitmek bilmiyordu. Ortalığı insan çığlıkları kaplamıştı. Allah kimseye yaşatmasın…

Kelimeler kifayet etmez, o anki duygularımı anlatmaya. Sanki bir yıl geçmiş gibi oldu. Birden çocuklarım olduğunu hatırladım. Ne yapacağımı bilemiyordum. Her şeyi göze aldım arabamı çalıştırdım. Allah ne verdiyse gaza basıyordum. Nerden, hangi caddeden gittiğimi bilmiyordum. Evimizin önüne geldim. Herkes sokakta. Eşimi ve çocuklarımı arıyordum. Karanlıklar arasında. Herkes ağlıyor. Telefonlar çalışmıyor. Hava sıcak ve karanlık.

Derken eşimi ve kızımı buldum. Ve diyebilirim ki dünyanın en mutlu insanı bendim o an. Kızımız yanımızda. Feryat ediyorduk oğlumuz yoktu. Neden sonra dershanede olduğunu hatırladık. Sağa sola koşuştururken,oğlumun çığlıkları ile kavuştuk. Nasıl sarmaş dolaştık. Ne kadar mutluyduk ve şükrediyorduk Allah’ımıza, bizi birbirimizden ayırmadığı için…

Yakınlarımıza ulaşmak için sürekli telefonla uğraşıyor, ama ulaşamıyorduk. Derken cep telefonumun şarjı da bitti. Şimdiki aklım olsa asla yapmayacağım bir şey yaptım. O karanlıkta eve çıktım ve eşimin telefonunu aldım. Aslında en yanlış işi yapıyordum. Ama bir yakına ulaşmanın başka yolu yoktu o an için. Şimdiki aklımla asla çıkmazdım. Zaten mantığın olmadığı, sağlıklı düşünemediğimiz anlardı..

O an aklıma 17 ağustos depremi geldi. Onu Akçay da yaşamış. Televizyon ve basın yolu ile takip etmiştik. Çok üzüldük ağladık ama depremi yaşamak başka bir şey anlatılmıyor. Allah kimseye yaşatmasın. Televizyonlar da seyretmekle yaşamak çok farklı bir şey… Ya göçük altında kalanlar. Düşünmek bile istemiyorum…

depremve-depremzedelerO Gece bir arkadaşların evinin bahçesine yaktığımız ateş etrafında hem üşümemeye hem de sağdan soldan haberler almaya çalışıyorduk. Depremin Düzce, Kaynaşlı merkezli olduğunu ve 7.8 şiddetinde olduğunu öğrendik. Sonra Adapazarı depreminden sonra yaşadıklarımızı hatırladım. O depremde biz sadece üzülüyorduk. Depremi yaşamak, başka bir şeymiş. Kısaca ‘’ateş düştüğü yeri yakıyormuş’’

Sonrası mı? Sonrasını bütün Türkiye konuştu, seyretti zaten. Tedbirler çözüm yolları… Daha fazla uzatmaya da gerek yok. O yıllar herkes deprem uzmanıydı, inşaat mühendisi idi. Şimdilerde ise, gene unuttuk depremi, bir tek sevdiklerini, mallarını kaybedenler unutmadı. Gerisi gene bir haber depremden ve bizleri bekleyen deprem felaketleri için alınacak tedbirlerden…

Evet, deprem bir felaket ve bu dünyanın bir hareketi, doğanın bizlere sunduğu bir acı. Yarınlarda da deprem olacaktır. Önemli olan her an deprem olacakmış gibi hazırlıklı olmak. Binalarımızı teknolojinin şartlarına göre yapmak. Devlet zorunlu deprem kanunu (dask) çıkardı. Peki üstümüze düşeni şimdi yapıyor muyuz?

Toplum olarak biraz duyarsız bir toplumuz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyoruz. Yılan dokununca da nerde bu devlet feryatları atıyoruz. Deprem bu dünyanın bir gerçeği. Önemli olan tedbirli olmak. Lafım herkese değil ama Türkiye’nin büyük çoğunluğunda yapılan binalar, gerçektende hatalı ve yanlış uygulamalarla dolu. İnsanlar bir kat daha fazla alabilmek için, deprem nedir gene unuttular… Gittiler… Unutturdular…

Hayat yine devam ediyor. Bu yazıyı içimden geldiği gibi yazdım.Siteyi incelerken çok hoşuma gitti. Acaba benimde bir katkım olur mu? diye düşünüp bir şeyler yazmaya çalıştım. Site yöneticileri yayınlamaya layık görüp yayınlarlarsa onların hizmetine benimde bir kaşık tuzum oldu diye sevinirim.

Başarılarınızın devamını dilerim… K.T

deprem

Tags: , , , , , ,

Deprem

Haziran 30th, 2009 by admin | 4 Comments | Filed in Deprem

deprem

Deprem; yeri, zamanı ve büyüklüğünün belirlenmesi üzerine ihtiyaç duyulan ve üzerinde en çok çalışılan doğa olayıdır. Her boyutu belirsiz olan bu doğa olayından korunmanın yolu etkilerini yapının her aşamasında dikkate almakla mümkündür. Bu aşamalar tasarım, proje, yapım ve kullanımdır. Bunlardan birinde deprem etkisi dikkate alınmamış ise yapının ve dolayısıyla buradaki yaşamın depreme dayanıklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Depreme dayanıklı bir yaşam için depreme dayanıklı yapı yapmak tek başına yeterli değildir. Çünkü depremden korunmanın en önemli yolu deprem öncesi, anı ve sonrası yapılacakları bilinçli bir biçimde yapmakla mümkündür. Aksi halde alınan önlemlerin başarıya ulaşmasının beklenemeyeceğini 17 Ağustos 1999 depremi açık seçik ortaya koymuştur. Birçok depremde yapılar hasar görmediği halde insanlar nasıl davranılacağını veya yakınlarını nasıl kurtarılacağını bilmediğinden birçok can ve mal kaybı olabilmektedir. Deprem üzerine ülkemizde ve dünyada yapılan bilimsel çalışma verilerini dikkate alarak depremi kaderimiz olmaktan çıkarmak için bilinçli yapı tüketicisi, sivil toplum örgütleri, teknik personel, eğitim kurumları, yerel yönetimler ve devletin ilgili kurumlarının koordineli çalışması ile mümkündür. Bu birimlerden birinin gereken önemi vermemesi durumunda başarıya ulaşılamaz. Bu konudaki yönetmeliklerin yeni gelişmeleri içermesi ve uygulamasının kontrolü yaptırım gücü olan kurum ve kuruluşlarca sağlanması gerekir. Aksi halde taraflardan birisinin üzerine düşeni yapmadığı zaman böyle bir yaşamdan söz edilemez.

Depremin etkili olduğu alanın çok büyük olmasından dolayı laboratuarda tam olarak inceleme altına almak mümkün değildir. Bunun için deprem etkilerinin yapılar, doğa ve canlılar üzerindeki etkilerinin incelenmesi depreme dayanıklı yaşamın özünü oluşturmaktadır. İnsanoğlunun depremi depremlerden öğrendiği düşünülürse deprem sonrası incelemelerin önemi daha da iyi anlaşılır. Bu nedenlerden dolayı depremin her etkisi bundan sonra olması muhtemel bir depremde alınması gereken önlemin bir belirtisidir. Her depremin kendine has bir özelliği olmakla birlikte diğer depremlerle ortak yönü daha fazladır. Dolayısıyla her deprem incelemeye konu olan bir laboratuardır. Yakın tarihte yaşadığımız büyük depremlerde çeşitli canlıların davranışı, havanın durumu ve yeraltı ve yer üstü sularının hareketi insanlara bu konuda açıklayıcı fikirler vermiştir.

deprem-nedir

Deprem sonrası yapılacaklar, kurtarma, sağlık, barınma –beslenme, güvenlik ve yapı kontrolü olarak saymak mümkündür. Bunlar çok geniş kapsamlı konular olmakla beraber burada yapı teknik personeline düşen yapıların hasar durumuna göre kullanıma uygun olup olmadığının belirlenerek en azından artçı depremlerde riski ortadan kaldırmaktır. Bu aşamalardan sonra ortaya çıkan diğer bir teknik inceleme ise yapıların hasar derecelerinin belirlenerek yıkım veya onarım-
güçlendirme ihtiyaçlarının belirlenmesidir. Ülkemiz ekonomisinin kısıtlı ve yapı maliyetinin yüksek olmasından dolayı yapıların tekrar depreme dayanıklı hale getirerek kullanıma açılması gerekir.

Bilindiği gibi deprem en büyük doğa felaketlerinden bir tanesidir. Bu doğa felaketine karşı koymak ancak büyük duyarlılık ve hassasiyetle gerçekleştirilebilir.

Tags: , , , ,